16 Nisan 2007 Pazartesi

Fame, i'm gonna live forever

Küçük timsah çok mutsuzdu. Yaşamını sevmiyor, günlerini fazla sönük buluyordu. Dereden hallice bir nehirde, bir avuç arkadaşla yaşamak yetmiyordu ona; herkes tarafından tanınmak, beğenilmek istiyordu. Karar verdi, bir gece herkes uyuduktan sonra büyük şehre doğru yola çıktı.

Sabahın ilk ışıkları gökyüzünü ağartırken şehir görünmüştü işte. Umut doluydu kalbi; başaracağını biliyordu, ünlü olacaktı. Olabildiğince hızlı adımlarla ilerliyordu, ta ki... iki avcı küçük timsahı görene dek. Kahramanımızın ölmeden önce son gördüğü büyük şehrin güneşe karışan ışıkları oldu.

Günler sonra genç bir adam doldurulmuş küçük timsahı bir dükkanın vitrininde gördü. Gözleri parladı, aradığı logoyu nihayet bulmuştu. Rene Lacoste duraksamadan dükkandan içeri girdi.

Yıllar, yıllar geçti. Küçük timsahsa çok ünlü olduğunu hiç bilemedi.

3 yorum:

stark dedi ki...

bilmediğimiz bu kadar çok şey varken anlamsızlık her yerde, herşeyde..

hergele dedi ki...

Ayrıntılı bilgi için: 444 0 TIMSAH

Evrim - Portland Wedding Photographer dedi ki...

Lacoste sahibinin Turkiye'ye gelip sahte Lacoste'larin kalitesine hayran kalmasi da ilginc bir not.

Bu arada Timsah agzi acik olmus anlasilan :)