Tipik terörist hamlesi gibi görünse de içide farklılıklar barındırır...
- [megafon] etrafınız sarıldı, teslim olun!
- tamam, kabul. hatta buyrun, benim zippo'yu da alın
- yuh ama, daha ilk seferde amma taviz verdin güvenlik güçlerine.
27 Ocak 2008 Pazar
21 Ocak 2008 Pazartesi
Tuvalet tabelaları

Bir mekanın tasarımında yaratıcılığa ne kadar önem verildiğinin basit ama etkili bir göstergesi, tuvalet tabelaları!
Her yerde bulunan 3 boyutlu Cin Ali figürleri veya ♀ / ♂ işaretleri midir geldiğiniz nokta? Pipo / topuklu ayakkabı, profilden kadın / erkek kafası veya lazımlık üstü çocuk resimleri şehirlerarası yol mola yerlerine ait olarak yaşasın ama ya ötesi?
Bir adım ileride oyun kağıtlarından papaz / kız resmi görülebilir, ki en azından Gloria Jeans'in kadına benzeyen adam / kadın ikileminden iyidir. Ama işte yanda görüldüğü gibi uzakdoğulular yapacaklarını yapmışlar yine.
İstanbul'dan güzel mekanlarla bitirelim:
- Müdür / Genel Müdür yazıları (Yeniköy Tribeca)
- Liseli Japon Kız / Sivilceli Japon Erkek (Sushico Nişantaşı)
- Yeniçeri / Osmanlı Kadını (Kaffeehaus Tünel, ki kayboldu gitti, Leyla oldu)
12 Aralık 2007 Çarşamba
Bat for Lashes
18 Kasım 2007 Pazar
Kendi kalesine gol

Bir futbolcu için en talihsiz an, kendi kalesine attığı gol!
Arada olur tabi, ama bu işin de pirleri var, duyalım öğrenelim.
Stan van den Buijs, ki adının verdiği ipucu sonuna kadar doğru, Belçikalı kendisi, 1995-96 sezonunda Germinal Ekeren'de oynarken Anderlecht karşısında kendi kalesine 3 gol birden atarak "kendi kalesine en golcü" ünvanını ele geçirmiş. Maçı 3-2 kaybetmişler, niyeyse?
Chris Brass da bu konuda kendine has bir bahtszılığın sahibi. 2006'da Bury defansında oynarken rakipten gelen topu uzaklaştırmaya çalışırken ters bir vuruşla topu önce suratına çarptırıp ardından ağlarla buluşturmayı başarıyor. Kendi kalesine bir gol ve kırık bir burun... Youtube'da videosu bulunuyor, linklemeye gönlüm elvermedi.
En sona sakladığımsa benim idolüm, "gol atılacaksa ben atarım" diyen abi, Chris Nicholl. Aston Villa ve Southampton'da oynamış, Kuzey İrlanda milli takımında 50'den fazla milli olmuş bir oyuncudur.
20 Mart 1976'da Aston Villa ile Leicester City arasında Filbert Street'te oynanan ve 2-2 biten maçta 4 golü birden atmıştır.
7 Kasım 2007 Çarşamba
Telli Baba'nın ölümü
Sır dünyası serimizde bugün Telli Baba'nın ölümünün ardındaki gizemi çözeceğiz.
Ekibimizin Rumelikavağı dolaylarında yaptığı inceleme, kazı, rüyaya yatma çalışmaları sonucunda gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Ekibimizin de kısmeti açıldı bu arada, herkes evlendi, işi bıraktı. Neyse, sır perdesini aralamak nedir ki, fütursuzca açıyoruz.
Telli Baba: Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyılda yaşamış efsanevi bomba imha uzmanı. İmparatorluk topraklarında ayrılıkçı hareketlerin yoğunlaştığı yıllarda birçok bombayı başarıyla etkisiz hale getirmiş, uzun yıllar Bomba İmha Loncası'nın piri olarak görev yapmıştır. Kendi düğününe yetişebilmek için acele ettiği Rumelikavağı'ndaki son görevinde yanlış teli kesmesi sonucu hayata veda etmiştir. Gerçekleştiremediği düğünün ziyaretçilerine kısmet olduğuna inanılır.
Atelli Baba: Telli Baba'nın Rumelikavağı'nda görev başındayken yanlış teli kesip ölümcül yaralar almasından hemen sonra kendisine ilk müdahaleyi yapan kişidir. Merhumun kol ve bacağını atel yardımıyla sabitlemiş, ama kan kaybından ruhunu teslim etmesine engel olamamıştır.
Fünyeli Abdullah: Telli Baba'nın düğün günü ölümüne yol açan bombayı Rumelikavağı'ndaki kulübeye yerleştiren şahıs. Olayın şahidi Atelli Baba'nın ihbarı sonucu kısa süre içinde yakalanmış ve çeşitli yerlerine fünye montajı yoluyla idam edilmiştir. Mezarının yeri bilinmemektedir.
Ekibimizin Rumelikavağı dolaylarında yaptığı inceleme, kazı, rüyaya yatma çalışmaları sonucunda gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Ekibimizin de kısmeti açıldı bu arada, herkes evlendi, işi bıraktı. Neyse, sır perdesini aralamak nedir ki, fütursuzca açıyoruz.
Telli Baba: Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyılda yaşamış efsanevi bomba imha uzmanı. İmparatorluk topraklarında ayrılıkçı hareketlerin yoğunlaştığı yıllarda birçok bombayı başarıyla etkisiz hale getirmiş, uzun yıllar Bomba İmha Loncası'nın piri olarak görev yapmıştır. Kendi düğününe yetişebilmek için acele ettiği Rumelikavağı'ndaki son görevinde yanlış teli kesmesi sonucu hayata veda etmiştir. Gerçekleştiremediği düğünün ziyaretçilerine kısmet olduğuna inanılır.
Atelli Baba: Telli Baba'nın Rumelikavağı'nda görev başındayken yanlış teli kesip ölümcül yaralar almasından hemen sonra kendisine ilk müdahaleyi yapan kişidir. Merhumun kol ve bacağını atel yardımıyla sabitlemiş, ama kan kaybından ruhunu teslim etmesine engel olamamıştır.
Fünyeli Abdullah: Telli Baba'nın düğün günü ölümüne yol açan bombayı Rumelikavağı'ndaki kulübeye yerleştiren şahıs. Olayın şahidi Atelli Baba'nın ihbarı sonucu kısa süre içinde yakalanmış ve çeşitli yerlerine fünye montajı yoluyla idam edilmiştir. Mezarının yeri bilinmemektedir.
5 Kasım 2007 Pazartesi
ZBH Fried Chicken
30 Ekim 2007 Salı
Virtual barber shop
Duyma algısının nasıl çalıştığı üzerine, çok güzel... Kulaklıkla dinlemek şart yalnız.
http://ccgi.bluerabbit.plus.com/virtualbarbershop/
http://ccgi.bluerabbit.plus.com/virtualbarbershop/
26 Ekim 2007 Cuma
Dere geçerken boğulmak
Back... Yazacak çok konu, çok olay var aslında ama zaman zaman ecnebilerin "writers block" dediği şeyden olmuştum ben. Pastil aldım, geçti sanırım.
Tarihte büyük komutanlar, nice krallar var; sefer sırasında atla dere geçerken boğulup ölmüşler. Boğulmanın kötü bir ölüm şekli oluşunun yanısıra koca kral için ciddi bir karizma kaybı aynı zamanda. Örneğin Friedrich Barbarossa, büyük Germen imparatoru, Çukurova'da Göksu Nehrinin dibinde yummuş gözlerini hayata. Ne arıyormuş Göksu'da diyenlere saygıdeğer kralın III. Haçlı Seferi'nin organizatörü olduğunu söyleyelim.
Anadolu Selçuklu Devleti kurucusu Süleyman Şah da Fırat'ın kurbanı olmuş. Rivayete göre atından düşmüş ve zırhlarının ağırlığıyla boğulmuş.
Kralların nehirden boyunlarında ördekli can simidiyle geçmesini beklemiyor insan, ama o ağır sırhları çıkarıp yalınkılıç geçmek varken nedir bu çile? 800 küsür yıl sonra bile bir zevzek çıkıp konuşuyor sonra işte.
Tarihte büyük komutanlar, nice krallar var; sefer sırasında atla dere geçerken boğulup ölmüşler. Boğulmanın kötü bir ölüm şekli oluşunun yanısıra koca kral için ciddi bir karizma kaybı aynı zamanda. Örneğin Friedrich Barbarossa, büyük Germen imparatoru, Çukurova'da Göksu Nehrinin dibinde yummuş gözlerini hayata. Ne arıyormuş Göksu'da diyenlere saygıdeğer kralın III. Haçlı Seferi'nin organizatörü olduğunu söyleyelim.
Anadolu Selçuklu Devleti kurucusu Süleyman Şah da Fırat'ın kurbanı olmuş. Rivayete göre atından düşmüş ve zırhlarının ağırlığıyla boğulmuş.
Kralların nehirden boyunlarında ördekli can simidiyle geçmesini beklemiyor insan, ama o ağır sırhları çıkarıp yalınkılıç geçmek varken nedir bu çile? 800 küsür yıl sonra bile bir zevzek çıkıp konuşuyor sonra işte.
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Çocuk kuaförü
Bu ay berber ve kuaför camiası mercek altında... Hadi hayırlısı.
Çocuk kuaförleri giderek yaygınlaşıyor. Bir örneği, Kırt Kırt, sitelerini ziyaret edenleri çizgi film izlemeye davet ediyor mesela. Oysa kısa pantolonlu, koltuğa oturduğunda boyu aynaya yetişmeyen ve koltuk kenarlarına yerleştirilen tahta üzerine tüneyen bir velet olduğum günlerde berberde izlenebilecekler ya bekleyen müşteriler, ya da berberin çırağı olurdu.
Yaşlanmanın bir belirtisi, eski günler diyelim hatırlayalım. Tahta üstüne tüneyen minik birey bu kez de beyaz ya da mavi örtü boyuna çengelli iğne ile tutturulurken iğnenin enseye saplanması korkusunu yaşar. Berber saçı keserken bir yandan da radyoya yorum yapmakta ya da dükkandakilere laf yetiştirmektedir, sizden birkaç yaş büyük çırak ise bu sırada sizi aynadan sürekli kesiyordur. Ense gıdıklayıcı olarak adlandırabileceğimiz tıkır tıkır sesli berber cihazından da bahsetmeden olmaz. Saç kesme işlemi bitip sıra yıkamaya geldiğinde tahtayla birlikte koltuğun ön kısmına yaklaştırılırsınız, kafa lavaboya eğilir. Gömlek ya da kazağın yakasının içine sokuşturulan havlu sizi ensedeki çengelli iğne paranoyasından kurtarmıştır.
Berber eğer terbiyesiz bir şahsiyet değilse suyun sıcaklığını kafanıza tutarken ayarlamayacak, böylece siz saç derinizde ani ısı değişim şokları yaşamayacaktır. Durum geçici bir huzur dahi hissettirebilir. Elma veya muz kokulu kalitesiz şampuan hoşa bile gidebilir, geçici huzur hissi yıkamanın bittiği ana dek sürer.
Doğrultulur, kafanız hunharca kurulanırken biraz sarsılırsınız, ama esas darbe berber yüzünüzü kurulamak amacıyla elini alnınızdan suratınız boyunca aşağı doğru indirdiğinde gelir. Minicik burnunuz kocaman el altında yamulur, çeneniz avuçlanır. İçiniz hınç dolar. Neyse ki bu da gelir, bu da geçer, tahta geri alınır, kucaklanıp koltuğun tepesinden indirilirsiniz. Bir traş daha kazasız belasız sona ermiştir, çırak hala aynadan size pis pis bakmaktadır.
Çocuk kuaförleri giderek yaygınlaşıyor. Bir örneği, Kırt Kırt, sitelerini ziyaret edenleri çizgi film izlemeye davet ediyor mesela. Oysa kısa pantolonlu, koltuğa oturduğunda boyu aynaya yetişmeyen ve koltuk kenarlarına yerleştirilen tahta üzerine tüneyen bir velet olduğum günlerde berberde izlenebilecekler ya bekleyen müşteriler, ya da berberin çırağı olurdu.
Yaşlanmanın bir belirtisi, eski günler diyelim hatırlayalım. Tahta üstüne tüneyen minik birey bu kez de beyaz ya da mavi örtü boyuna çengelli iğne ile tutturulurken iğnenin enseye saplanması korkusunu yaşar. Berber saçı keserken bir yandan da radyoya yorum yapmakta ya da dükkandakilere laf yetiştirmektedir, sizden birkaç yaş büyük çırak ise bu sırada sizi aynadan sürekli kesiyordur. Ense gıdıklayıcı olarak adlandırabileceğimiz tıkır tıkır sesli berber cihazından da bahsetmeden olmaz. Saç kesme işlemi bitip sıra yıkamaya geldiğinde tahtayla birlikte koltuğun ön kısmına yaklaştırılırsınız, kafa lavaboya eğilir. Gömlek ya da kazağın yakasının içine sokuşturulan havlu sizi ensedeki çengelli iğne paranoyasından kurtarmıştır.
Berber eğer terbiyesiz bir şahsiyet değilse suyun sıcaklığını kafanıza tutarken ayarlamayacak, böylece siz saç derinizde ani ısı değişim şokları yaşamayacaktır. Durum geçici bir huzur dahi hissettirebilir. Elma veya muz kokulu kalitesiz şampuan hoşa bile gidebilir, geçici huzur hissi yıkamanın bittiği ana dek sürer.
Doğrultulur, kafanız hunharca kurulanırken biraz sarsılırsınız, ama esas darbe berber yüzünüzü kurulamak amacıyla elini alnınızdan suratınız boyunca aşağı doğru indirdiğinde gelir. Minicik burnunuz kocaman el altında yamulur, çeneniz avuçlanır. İçiniz hınç dolar. Neyse ki bu da gelir, bu da geçer, tahta geri alınır, kucaklanıp koltuğun tepesinden indirilirsiniz. Bir traş daha kazasız belasız sona ermiştir, çırak hala aynadan size pis pis bakmaktadır.
9 Ağustos 2007 Perşembe
Kuaför isimlerinde gayriciddi yumuşamalar
"Madem kuaför salonu açıyorum, kendi ismimi vereyim!". Bu, son derece tutarlı bir mantık. Dükkan senin kuaför arkadaşım, ismini vermeyip de ne yapacaksın?
Fakat burada bir ikilem çıkıyor ortaya. Dükkan sahibi namzeti kuaförün adı "Arman, Gürkan" vb. tınısı yumuşak bir isim değilse doğal olmayan bir yumuşatma çabası seziliyor. Necdet, Necati, Nejat bir anda Neco oluveriyor. Hilmi, Vahap, Ökkeş vb. adlı saç zanaatkarları ise (bu isimlerle kuaför olmaları mucize ya) bu yumuşamadan medet umamayınca ortaya her mahallede birer Arzum Kuaför çıkıyor.
Bir buna da şükür durumu: İsimlendirme konusunda bazen düşünüp hassas davranmak faydalıdır. Birkaç yıl önce Anadolu'nun şirin bir kasabasında Sadettin ve Mazhar adlı iki arkadaşın bir araya gelip açtıkları Sado Mazo Kuaför Salonu'nun hazin öyküsü, mahalleli tarafından yerle bir edilişi geliyor akıllara.
Dipnot: Mazhar dövülürken gülüyormuş, rivayet böyle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

