10 Ekim 2008 Cuma

Trenle Selanik

Gitmediğiniz ülkeleri, şehirleri keşfe çıkmayı seviyorsanız, hele bir de köklerinizde benim gibi Batı Trakya bağlantısı varsa Selanik ideal bir ziyaret noktası. Yakın bir kere. 29 km mesafede doğduğum sınırın diğer tarafını görmek, bunu da uçağa gerek duymadan, daha ucuza yapmak da var. O halde gitmek lazımdı, gittik tam 1 yıl önce.

Tren ve otobüs alternatifleri var, yaklaşık aynı sürüyor gibi görünüyordu. Ama hem trenle yolculuğun cazibesi, hem de koltukları yatağa dönen iki kişilik kompartımanlarıyla Dostluk (Filia) Ekspresi çok daha cazip geldi. Biletlerle ilgili bilgi tcdd web sitesinde var. Tren akşam 8'de Sirkeci'den yola çıkıyor ve sabah 8 civarlarında Selanik'te olması bekleniyor. Gerçi bindikten sonra hoşsohbet bir kondüktör o saatte hiç varmadıklarını anlattı da bizi rahatlattı!

Önce güzel kısımlar. Kompartımanda lavabo ve mini bir buzdolabı var. Odadan çıkmadan yüz yıkamak veya benim gibi buzdolabını görünce tren hareket etmeden koşup bira stoklamak nefis. İkili koltuk çekince ranzanın alt katına, üst bölümdeki katlı kısım üst kata dönüşüyor. Görevlilerden biri de ilerleyen saatlerde eski ama temiz yastık kılıfı ve çarşaf dağıtıyor. Kötü haber: Ne tren ne de raylar İspanyol Renfe veya Thalys ortamıyla alakalı. Feci ses yapıyor, merkezi klima kafasına göre çalışıyor ve boyunuz 1.80m üzeriyse ranza size kısa gelecek. Üstelik biz Selanik'e ertesi gün 12'den sonra varabildik!

Bizimki ekstrem bir durumdu, gümrüğün Türk tarafında sorun çıktı, trende belirtilen yolcu sayısıyla pasaport sayısı tutmamış, ama yine de kahvaltıyı Selanik'te yapacağınıza emin olmayın ve yanınıza birşeyler alın. Trende yemek vagonu yok, dolaşan seyyar büfeyse zayıf.

Otobüsle gittiğinizde siz inip pasaportlarla vize kontrol kuyruğuna giriyormuşsunuz. Trende ise görevliler her kompartımana girip pasaportları topluyor, işliyor ve sonra aynı şekilde geri dağıtıyor. Sınırı geçip 20dk gittikten sonra farklı üniformalı fakat aynı tipli adamlar aynı işlemleri tekrar yapıyor. Yol 12 saat belki ama en az birer saatlik beklemelere hazır olmak gerek. Bir de tren dururken tuvalete gitmeyin, aman :)

26 Eylül 2008 Cuma

Salvador Dali Sergisi - Tatlıses Konseri


İstanbul'da Bir Sürrealist - Salvador Dali Sergisi'nin açılışı şerefine İbrahim Tatlıses Sabancı Müzesi bahçesinde mini bir konser verecekmiş.
Açılış türküsü: Yetiş Ya Picasso, Yetiş Ya Dali...

1 Şubat 2008 Cuma

Sahte Mısır Tanrıları


4000 yıl öncesine, Eski Mısır'a gidiyoruz. Yüzlerce yıl önce ölmüş ve tanrılaşmış firavun Teti'ye hizmet etmekle görevli Ihy ve Hetep adlarında iki rahip öykünün kahramanları.

Rahipler, Teti'ye tapanların mezara getirdikleri hediyeleri çaldılar. Bunda tuhaf bir şey yok diye düşünebilirsiniz. Tek tuhaflık amaçlarındaydı: Kendilerini Tanrı yapmak istemişler.

Resmi Mısır dinine göre firavunlar ölüp kraliyet mezarlarına gömüldüklerinde onları ziyarete gelen kutsal ruhlar tarafından Tanrı'ya dönüştürülüyordu. Bu duruma yalnızca iki istisna var, Firavun Akhenaton ve Kraliçe Hatşepsut, fakat bu ayrı bir hikaye konusu.

İki rahip hediyeleri takas ederek Teti'nin piramidi içinde gizlice kendi mezarlarını inşa etmeye başladılar, mezarlarına koyulacak "kraliyet metinlerini" yazdırdılar. Yardımcıları bütün hikayeden haberdardı elbette. Rahipler onları öldürtecek kadar akıllıydı belki ama bunu yapamazlardı, o zaman cenaze törenlerini kim düzenlerdi? Şanslarını denediler ama Tanrı adayları ölümlerinden sonra kendi kazdıkları kuyuya düştüler; mezarları efendileri ölür ölmez yardımcıları tarafından yağmalandı.

Bu ve birçok nefis öykü, Daily Telegraph yazarı Adrian Berry'nin Sonsuzluğun Kıyıları kitabından. Okuyun, okutun.

27 Ocak 2008 Pazar

Teslim ol çağrısına ateşle karşılık vermek

Tipik terörist hamlesi gibi görünse de içide farklılıklar barındırır...

- [megafon] etrafınız sarıldı, teslim olun!
- tamam, kabul. hatta buyrun, benim zippo'yu da alın
- yuh ama, daha ilk seferde amma taviz verdin güvenlik güçlerine.

21 Ocak 2008 Pazartesi

Tuvalet tabelaları


Bir mekanın tasarımında yaratıcılığa ne kadar önem verildiğinin basit ama etkili bir göstergesi, tuvalet tabelaları!

Her yerde bulunan 3 boyutlu Cin Ali figürleri veya ♀ / ♂ işaretleri midir geldiğiniz nokta? Pipo / topuklu ayakkabı, profilden kadın / erkek kafası veya lazımlık üstü çocuk resimleri şehirlerarası yol mola yerlerine ait olarak yaşasın ama ya ötesi?

Bir adım ileride oyun kağıtlarından papaz / kız resmi görülebilir, ki en azından Gloria Jeans'in kadına benzeyen adam / kadın ikileminden iyidir. Ama işte yanda görüldüğü gibi uzakdoğulular yapacaklarını yapmışlar yine.

İstanbul'dan güzel mekanlarla bitirelim:

- Müdür / Genel Müdür yazıları (Yeniköy Tribeca)
- Liseli Japon Kız / Sivilceli Japon Erkek (Sushico Nişantaşı)
- Yeniçeri / Osmanlı Kadını (Kaffeehaus Tünel, ki kayboldu gitti, Leyla oldu)

12 Aralık 2007 Çarşamba

Bat for Lashes

Natasha Khan'ın müzik projesi, son zamanlarda dinlenilen en güzel şarkılardan bir kısmının kaynağı...

Özellikle What's A Girl To Do.

18 Kasım 2007 Pazar

Kendi kalesine gol


Bir futbolcu için en talihsiz an, kendi kalesine attığı gol!

Arada olur tabi, ama bu işin de pirleri var, duyalım öğrenelim.

Stan van den Buijs, ki adının verdiği ipucu sonuna kadar doğru, Belçikalı kendisi, 1995-96 sezonunda Germinal Ekeren'de oynarken Anderlecht karşısında kendi kalesine 3 gol birden atarak "kendi kalesine en golcü" ünvanını ele geçirmiş. Maçı 3-2 kaybetmişler, niyeyse?

Chris Brass da bu konuda kendine has bir bahtszılığın sahibi. 2006'da Bury defansında oynarken rakipten gelen topu uzaklaştırmaya çalışırken ters bir vuruşla topu önce suratına çarptırıp ardından ağlarla buluşturmayı başarıyor. Kendi kalesine bir gol ve kırık bir burun... Youtube'da videosu bulunuyor, linklemeye gönlüm elvermedi.

En sona sakladığımsa benim idolüm, "gol atılacaksa ben atarım" diyen abi, Chris Nicholl. Aston Villa ve Southampton'da oynamış, Kuzey İrlanda milli takımında 50'den fazla milli olmuş bir oyuncudur.
20 Mart 1976'da Aston Villa ile Leicester City arasında Filbert Street'te oynanan ve 2-2 biten maçta 4 golü birden atmıştır.

7 Kasım 2007 Çarşamba

Telli Baba'nın ölümü

Sır dünyası serimizde bugün Telli Baba'nın ölümünün ardındaki gizemi çözeceğiz.

Ekibimizin Rumelikavağı dolaylarında yaptığı inceleme, kazı, rüyaya yatma çalışmaları sonucunda gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Ekibimizin de kısmeti açıldı bu arada, herkes evlendi, işi bıraktı. Neyse, sır perdesini aralamak nedir ki, fütursuzca açıyoruz.

Telli Baba: Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyılda yaşamış efsanevi bomba imha uzmanı. İmparatorluk topraklarında ayrılıkçı hareketlerin yoğunlaştığı yıllarda birçok bombayı başarıyla etkisiz hale getirmiş, uzun yıllar Bomba İmha Loncası'nın piri olarak görev yapmıştır. Kendi düğününe yetişebilmek için acele ettiği Rumelikavağı'ndaki son görevinde yanlış teli kesmesi sonucu hayata veda etmiştir. Gerçekleştiremediği düğünün ziyaretçilerine kısmet olduğuna inanılır.

Atelli Baba: Telli Baba'nın Rumelikavağı'nda görev başındayken yanlış teli kesip ölümcül yaralar almasından hemen sonra kendisine ilk müdahaleyi yapan kişidir. Merhumun kol ve bacağını atel yardımıyla sabitlemiş, ama kan kaybından ruhunu teslim etmesine engel olamamıştır.

Fünyeli Abdullah: Telli Baba'nın düğün günü ölümüne yol açan bombayı Rumelikavağı'ndaki kulübeye yerleştiren şahıs. Olayın şahidi Atelli Baba'nın ihbarı sonucu kısa süre içinde yakalanmış ve çeşitli yerlerine fünye montajı yoluyla idam edilmiştir. Mezarının yeri bilinmemektedir.

5 Kasım 2007 Pazartesi

ZBH Fried Chicken


Kimin çalışması bilmiyorum, öğrendiğimde ise link vermek ve alkışlamak istiyorum. Çook başarılı.

Helal Türk davuğu, Zekeriya Beyaz Hoca Fried Chicken!

30 Ekim 2007 Salı

Virtual barber shop

Duyma algısının nasıl çalıştığı üzerine, çok güzel... Kulaklıkla dinlemek şart yalnız.

http://ccgi.bluerabbit.plus.com/virtualbarbershop/